Gezgin Işığı Öğreniyor

Öykü – 2

Bir Cuma günü okul bitmiş herkes evine dağılmıştı. Okulda anahtarımı unuttuğumu fark ettim ve yaklaşık yarım saat sonra geri döndüm. Anahtarımı aldım fizik laboratuvarının önünden geçerken kapısının hafif aralık olduğunu fark ettim.  Fiziğe merakımdan dolayı laboratuvarda zaman geçirmeyi çok severdim. Eğildim ve içeri baktım kapıyı tam kapatacakken biz ders işlerken olmayan bir kapıyı gördüm. Siyah demirden çift kanatlı bir kapı karşımdaydı. Nereye açılıyor acaba diye merak ettim kapıyı açtım. Bir ışık huzmesi içinde birkaç saniye boğuldum. Kapı ardımdan kapandı ve ben farklı bir dünyadaydım. Nerde olduğuma dair en ufak bir fikrim yoktu. Tek hatırladığım şey fizik laboratuarıydı. Ormandaydım ve uzaktan da olsa şehri görebiliyordum. İşte benim de hikayem böyle başladı.

GEZGİN IŞIĞIN SOĞRULMASINI BURADA ÖĞRENDİ…

Çevremi inceleyerek ormanda yürümeye başladım şehir merkezine gittikçe yaklaşıyordum. Arkamda bana doğru gelen ayak sesleri duydum . Işık İmparatorluğundaki dostum Yanşi’dan başkası değildi gelen. Tabi siz Yanşi’yi tanımıyorsunuz. Yanşi (yansıyan ışık anlamında, dedesi ona bu ismi vermiş.) Işık İmparatorluğunda benim rehberim oldu. Işık İmparatorluğu o kadar ilginçti ki özellikle şehir düzeni. Bunları da bana Yanşi anlattı. Bazı binalar taştan bazıları buzlu camdan bazıları ise düz camdan yapılmıştı. Bunun sebebini şu şekilde açıklamıştı. Askeri binalar saydam olmayan ışığın geçmesine izin vermeyen maddelerden yani taştan, evler ise ışığı kısmen geçiren yarı saydam maddelerden yani buzlu camlardan , saray ise ışığı tam geçiren yani saydam olan düz-camdan imar edilmişti. Bu ülke adı üstünde ışık imparatorluğu olduğu için her şeylerini ışığa göre düzenlemişlerdi. Onlar için ışık o kadar önemliymiş ki doğal ışık kaynağı olan güneşin onlar için çok değerli olduğunu bilir; ondan en iyi yararlanmanın yollarını ararlarmış. Doğal olmayan ışık kaynaklarına ise ampul, mum, ve ateşin ise değerli olduğunu Güneş gittiği zaman anlarlarmış. Işık krallığı olduğu için mevsim hep yazmış. Arada havalar soğuyunca ışığın soğrulması ile ısınırlar sokakların üstünü siyah örtülerle kaplarlarmış. Siyah giyinirlermiş çünkü koyu renkler açık renklere göre daha çok ışığı tutar ısıya çevirirmiş. Açık renkli cisimler ise üzerlerine düşen ışığın büyük bir kısmını yansıtır, az bir kısmını soğururlar bu sebeple havalar sıcak olunca beyaz örtüler kullanır beyaz giyinirlermiş. Renkler demişken Yanşi bana bir beylikten de bahsetti . Dağların arkasında kalan bir beylikmiş. Işığın yayılmasını kullanarak kurulan bu beyliğin adı Renkler Beyliğiymiş. Burada ışıkla ilgili temel şeyleri öğrendikten sonra kendi ülkeme dönmem için Renkler Beyliğine de gitmem gerekliymiş. Bir anda gündüz vakti Güneş yok oldu. Şiddetli bir rüzgar esti ve bir anda gözlerimi kamaştıran bir ışık huzmesi tam önüme düştü. Hiçbir şey göremiyordum. Gözlerimi tekrar açtığımda ise bambaşka bir yerdeydim ne Yanşi vardı ne de camdan evler.