Işığın Kırılması Problem Değil

ÖYKÜ – 4 – Kırgın İle Karşılaşmam

Renkler Beyliği en büyük deneyimlerinden biriydi. Ama uzun sürmedi. Buradan da ayrılmam bir ışık huzmesi ile oldu. Artık bu şekilde seyahate alışmıştım. Şimdi nerede olduğumu anlamaya çalışıyordum. Burada hiç kuleler, camdan evler yoktu .Gayet normal bir şehre benziyordu . Yeniden yeryüzüne döndüğümü düşündüm.

Şehir surlar ile ikiye ayrılmıştı. Dikkatimi çeken şey binaların sur tarafına bakan yönlerinde hiç pencere olmayışıydı . O kadar garipti ki insanlar surların içinden tünel yapmış karşı tarafla sürekli iletişim halindeydi. Şehri gezmeye karar verdim ve tünele doğru yürüdüm . Tünelden geçerken su sesleri duyuyordum. Tünel yosun tutmuştu. Dışarıda hava çok sıcak olduğu halde tünel serindi.

Karşı tarafa geçince şehrin hala bir bütün olduğunu düşündüm. Çünkü surlarla ayrılan şehrin tek bağlayıcısı olan tünelin etrafında insanlar gayet rahattı ne bir asker ne de bir görevli vardı. Bu sefer beni bu şehirde şaşırtan gariplikler değil normalliklerdi. Maceralarım bitti sandım ve tünelden geri dönecektim ki arkamdan biri kolumu çekti. ‘Hey nereye gidiyorsun !’ dedi ve epey koşmuştu, nefes nefeseydi, belliydi . ‘Anlat onlara! Anlat ki tüm bu surlar yıkılsın . Anlat ki bu tünel değil kocaman ve güzel bir köprü yapılsın!’ Ben bir şey anlamamıştım anladığım tek şey bu tünelin altından ve surların ardından geçen bir nehirdi.

Adı KIRGIN’dı . Garip bir isim diyeceksiniz belki ama ben alışmıştım tüm bunlara. Kırgın ülkesinin hikayesini şöyle anlattı: Ülkesinde uzun yıllar öncesinde bir olay olmuş. Bir çoban nehrin kenarında  koyunlarını otlatırken bir koyunu suya girmiş. Nehir bu beyliğin bulunduğu bölgede oldukça geniş ve dolayısıyla durgun, aynı zamanda oldukça berrakmış. Bir bakmış koyunun ayaklarının şekli değişmiş, sanki ortasından bükülmüş kırılmış gibiymiş. Hemen bir ip atmış koyunun boynuna, çekerken koyun ölmüş. O hafta herkes bu nehri konuşmuş. Zehirli olduğunu iddia edenler de olmuş, nehrin içinde bilinmeyen yaratıklar olduğunu da. Onların yaptıkları tek şey nehirde başka cisimlerin şeklini değiştirmek olmuş. Bir adam uzun bir demir çubuk atmış, başka biri bir küp altınını bırakmış nehre ve hepsinin de şekli değişmiş, kırık gibi görünmüş. Korkudan eşyalarını geri bile almamışlar. Nehrin lanetli olduğunu düşünüp daha fazla zarar görmemek için kendilerini surlarla korumaya almışlar.  KIRGIN ve arkadaşları aynı şeyin bir bardak suda bile olduğunu fark etmişler ama kimseyi inandıramamışlar. Şehrin bu kasvetli, bunaltıcı havasından çok sıkılmışlar. Şehrin ortasından akan nehrin üstünün yeniden açılmasını istiyorlarmış. Şimdi ise KIRGIN benden bunu o şehirdeki insanlara anlatmamı istiyordu. Kral ile görüşmek için saraya doğru yol aldık .

Kral ile görüştük. Fermanlar okundu halk şehrin çıkışındaki nehir kenarında toplandı. Kral bile gelmişti. Nehre doğru yaklaştıkça kimi kadınlar ağıt yakar gibi bir şeyler söylüyor kimi adamlar ise arkamdan ‘Oğlum yapma, gitme’ diyordu. Yavaşça nehre girmeye başladım. Daha basit anlatmak içinse Kırgın’la  yanımızda cam kase sürahi ve bardak getirdik. Ben nehre bacaklarımın yarısı suyun içinde kalacak şekilde girdim. Dışarıdan herkes bacaklarımı kırılmış gibi görüyordu biliyordum ve halk şaşkınlık içinde bana bakıyordu . Herkes konuşmayı kesmişti. Ve anlatmaya başladım .

‘Işık ışınları saydam bir ortamdan başka bir saydam ortama geçerken ışınların bir kısmı yansıyarak geldiği ortama dönerken, bir kısmı da ikinci ortama, doğrultusu ve hızı değişerek geçer.  Işığın ikinci ortama geçerken doğrultu değiştirmesine ışığın kırılması denir. Yani sizin koyununuz, demir çubuğunuz ve hatta küpünüze olan sadece bu göz yanılsamasıdır. Bunlar ilk ortam olan havada net görünür. İkinci ortam saydam olan suya geçtiğinde ışığın kırılması yaşanır ve adı üstünde, cisimler kırık görünür. Tıpkı elimdeki su dolu bardakta görülen kalem gibi.  Yada içi su dolu olan cam kasede gördüğünüz kaşık gibi. Hepsi aynı şeyler.’

Kral şüphe ile sordu: ‘Peki sana inanırım ama bunun özellikleri neler sebepleri neler açıklayabilecek misin?’

Tabi ki kendine özgü kuralları var. Gelen ışın, normal ve kırılan ışın aynı düzlemdedir. Az yoğun ortamdan çok yoğun ortama geçen ışık, normale yaklaşarak kırılır. Çok yoğun ortamdan az yoğun ortama geçen ışık, normalden uzaklaşarak kırılır. Normal üzerinden gelen ışın ( dik gelen ışın), diğer ortama geçerken kırılmaya uğramaz (dik geçer). Işık çok yoğun ortamda mesela camda, az yoğun ortama göre mesela havaya göre daha yavaş ilerler.

Buradan ayrılırken bambaşka bir şehir gördüm. Surlar yıkılmış, tünel yerine köprü yapılmıştı. Nehrin üstü açılmış, insanlar nehir ve tabiatla yeniden barışmıştı. İnsanlar pencerelerinin önüne cam bardakta su ve içine kalem koymuş artık ışığın kırılması günlük hayatta yerini almıştı.