Merceklerle Gelen Değişim

ÖYKÜ – 5 –
MERCEKLERLE GELEN DEĞİŞİM-I

Bir ışık huzmesi ile yine seyahatimi gerçekleştirmiş Kırgın’ın ülkesinden bu kez sevinçle ayrılmıştım. Şimdi beni ne bekliyordu acaba? Her zaman olduğu gibi ormandan şehir merkezine doğru yol almaya başladım. Sanırım zamanda yolculuk yaptım çünkü şu ana kadar gittiğim bütün şehirler eski çağdan kalma gibiydi ama burası gerçekten moderndi. Yüksek binalar, ışıklandırmalar, büyük reklam panoları , mağazalar ile tamamiyle büyük bir şehirdeydim. Ama garip olan bir şey vardı. Reklam panoları devasal büyüklükte ve yolun ortasında, mağaza isimleri neredeyse tüm binayı kaplıyordu. Parkta banklar birbirine çok yakındı. Trafik lambaları ve işaretlerini saymıyorum bile. Onlar da devasaldı.

Burada da elbette bir arkadaşım olacaktı, onu beklemem gerekli diye düşündüm ve parkta banka oturdum. Uzun zaman bekledim gelen giden olmadı. Etrafı gözlemledim. Bir kız ile erkek buluştu . Birbirlerinin suratlarına o kadar çok yakın baktılar ki sonra geri çekilip el sıkıştılar. Burada selamlaşma bu şekilde oluyor diye düşündüm . Biraz sonra bir çocuk geldi yaklaştı yaklaştı, yüzüme o kadar yakından baktı ki nefesini hissettim. ‘Merhaba Gezgin hoş geldin ben Teles’ dedi. Ben de ayıp olmasın diye yaklaştım yüzüne yakından baktım ‘Merhaba, hoş bulduk Teles Memnun oldum ‘ dedim. Teles şaşırdı ve sen de mi görmekte zorlanıyorsun’ diye sordu. ‘Yok ben sizin şehrinizdeki gibi selamlaştım sadece .’ derken Teles kahkahalarla gülmeye başladı . Ve şehrinin hikayesini anlatmaya başladı.

Buradaki insanlar uzağı göremiyorlarmış. Her şey büyük büyük yapılıyormuş bu şehirde. Eğer sesinden tanıyamıyorsa yüzüne yaklaşıp bakmaları gerekiyormuş. Okullarında tahtalar çok büyükmüş ve öğretmenler tahtada ders işlerken kocaman kocaman yazıyormuş. Sıralar tek sıra halindeymiş arkada oturan olmazmış. Reklam panoları, trafik işaretleri bu yüzden büyükmüş. Teles benden bu konuda yardım istedi. Yüzüme umutla bakarken bile gözlerini kısmış yaklaşmış ve lütfen diyordu .

Dondum kaldım ne yapabilirim diye düşünmeye başladım . Doktor değildim ki ben miyop veya hipermetrop hastalıkları tedavi edeyim, Onlara gözlük vereyim. Gözlük yapmasını bile bilmezdim ki . Merceklerini nasıl ayarlayacaktım ? Hem bu kadar görme sorunları var neden kimsede gözlük yoktu? Teles’e gözlüğü sorduğumda o ne der gibi yüzüme baktı. ‘Peki odak nedir, bunlarla ilgili bir bilgin var mı?’ dedim. ‘Evet, Odak benim arkadaşım çağırayım mı?’ diye yanıt verdi. Odak nedir bilmiyorlardı ama Odak adında arkadaşı vardı. Çağırmasını söyledim ve hemen Odak da geldi. Odak’a isminin anlamını sorduğumda dedesinin ona bu adı verdiğini söyledi. Dedesi bilim insanıymış ve son nefesinde bile ona isminin çok önemli olduğunu ve anlamını öğrenmek için çalışması gerektiğini söylemiş.  Ve şimdi iş çözülmeye başlamıştı . Onların mercekleri ve odak hakkında bilgiye ihtiyaçları vardı. Odak merakla isminin anlamını sordu ve ona şu şekilde açıkladım:  ‘İnce kenarlı merceğe gelen paralel ışınlar, merceğin karşı tarafında bir noktada toplanır. Işınların toplandığı bu noktaya merceğin ODAK NOKTASI denir.’ ve devam ettim. ‘Odak noktasının merceğe olan uzaklığına ODAK UZAKLIĞI denir. Bir de kalın kenarlı merceğe gelen paralel ışık demeti mercek içinden geçerken birbirinden uzaklaşarak kırılır. Kırılan ışınların uzantıları bir noktada toplanır. Bu noktaya da yine ODAK NOKTASI denir’. ‘Yarın akşam bunu daha iyi anlayacaksınız’ dedim ve Teles’le hemen planı yaptık ve yöneticilerden randevuları aldık. Bildiğim ne varsa buradaki herkese anlatacaktım ve bunun için ertesi gün akşama bir toplantı ayarladık .